Milas - Mugla Kent Rehberi Kent Muğla
    • (Alış) 5.527 TL
    • (Satış) 5.537 TL
    • (Alış) 6.263 TL
    • (Satış) 6.274 TL


Milas

  • Yer Adı:: Milas
  • Şehir Türü: İlçe
  • Bağlı Merkez: Muğla

Milas


Milas ,  Muğla iline bağlı ,plajları, gölleri, antik kentleri, Türk ve İslam eserleriyle görülmeye değer bir turizm beldesidir.

Milas (MYLASSA) Batı Karia’nın en önemli ve en büyük merkezlerinden biridir. Kent, Sadra Dağı’nın etekleri ile bu dağın önündeki tepelere kurulmuşken, zamanla ovaya doğru yayılmıştır. Zeus Karius mabedinin burada oluşu ve Zeus Labranda mabedinin de buraya çok yakın bulunması Mylassa’yı (Milas) Karia’nın dini merkezi haline getirmiştir.

 

 

Milas Tarihi

Milas, en az 5 bin yıllık geçmişi ile bir tarih ve kültür kentidir. İlkçağlarda Anadolu’nun güneybatısında hüküm süren Karia Uygarlığının en önemli kentiydi. Antik çağlardaki adıyla Mylasa, bu dağlık ülkenin batısında, Sodra Dağı’nın eteğinde kurulmuştur. Tarihte iki kez, Karia ve Menteşe Beyliği dönemlerinde, başkentlik yapmıştır. Milas’ta Karia, Roma, Bizans, Selçuklu, Menteşe ve Osmanlı uygarlıkları hüküm sürmüştür. Bugün Milas ve çevresinde bu uygarlıklardan kalma çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır.
Adını rüzgarlar tanrısı Ailos’un soyundan gelen Mylasos’dan alan Mylasa’nın, arkeolojik araştırmalara göre kuruluşu İ.Ö 1.bine kadar uzanmaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan ünlü coğrafyacı Strabon’a göre Karia Sözcüğünün kökeni “sorguçlu tolga” dan gelmektedir.Kent, Karia Döneminde önemli bir şehir ve satraplık merkezi olmuştur. İ.Ö. 280 yıllarından sonra ise Pergamon Krallığı, Karya’ya hakim olmuştur.
Milas’ın tarihinde 27 antik kent kurulmuş ve bu kentlerden günümüze İasos, Labranda, Euromos ve Herakleia antik kentleri gelmiştir. Ayrıca günümüze kadar tüm elemanlarıyla ayakta kalabilen tek mezar anıt olan Gümüşkesen Mezar Anıtı, Bodrum’da bulunan ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan Moseleum’dan esinlenerek yapılmış olup onun bir minyatürüdür. Roma dönemine ait su kemerleri, Menteşe Beyliği kenti olan Beçin’de o döneme ait eserleriyle ayakta durmaktadır.
İlkçağlarda Milas mermerleriyle ünlü bir kenttir. Şehrin yakınında olan Sodra’da mermer ocaklarının bulunması, inşaat için gereken malzemenin kolayca elde edilmesi, Mylasa’nın çok sayıda mabetle donatılmasını sağlamıştır. Daha sonra Mylasa Roma egemenliği altına girmiş ve Bizans çağında Milas sınırları en geniş halini almıştır. 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise Türklerin hakimiyetine girmiştir. 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla Muğla iline bağlı bir ilçe olmuştur.
Geçmişte, Milas’ta Türklerden sonraki ikinci etnik grup Rumlar kabul edilir. 19.yüzyılda Milas’ta Rumlardan sonraki ikinci azınlık Musevilerdir. Milas’ın 19.yüzyıla ait bilgisini veren W.Turner’a göre 18181 yılınmda Milas’ın nüfusu 2.000 hane idi. Bu hanelerin 130’u Rum,30’u Ermeni ve 10 tanesi Yahudilere aitti. Yahudiler, Milas’ta “Yahudi Mahallesi” olarak da bilinen Hocabedrettin Mahallesi’nde ikamet etmişlerdir. Yahudi aileler zamanla Milas’tan göç etmişler göçleri 1965-1975 yılı arasında yoğunlaşmıştır. Bugün Milas’ta Yahudilere ait bir mezarlık bulunmaktadır. Milas geçmişte farklı kültür ve inanıştan insanların barış içinde yaşadığı bir kent olmuştur.

Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı

İlçe Merkezinde yer alan Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı; Temenos Duvarı, Menandros Onur Sütunu, Podyum ve Mezardan (Taşıyıcı Oda, Mezar Odası, Lahit ve Dromos) oluşmaktadır. Antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve günümüze “Mozole” (Mausoleum) kavramını taşıyan, “Halikarnas Mozolesi”nden (Halicarnassus Mausoleum) daha erken bir dönemde, aynı boyutlarda Mausolus’un babasına ait olan ve günümüze kadar ulaşabilmiş tek örnek olması bakımından Anıt, eşsiz bir değer taşımaktadır. Antik çağ dünyasının en önemli mezar anıtı ve ölü kültünün temsilcisi olan yapıt, hem mimari tasarımı hem de sanatın diğer önemli kolları olan heykeltraşlık ve duvar resim sanatı açısından üst düzeydedir. Özellikle “Hekatomnos Frizli Lahdi” büyüklüğü, niteliği ve sahibinin öne çıkan kişiliğiyle Klasik ve Hellenistik Anadolu’da tek örnektir.


Baltalı Kapı

Kentin eski surlarından bugüne ulaşan tek kalıntı, yörede Baltalı Kapı olarak bilinen kapı kemeridir. Kapı  M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenmektedir. Kemerinin kilit taşı üzerindeki çift yüzlü balta motifinden dolayı yörede “Baltalı Kapı” olarak anılıyor. Kapı kemerini başlıkları bir sıra palmet ve bir sıra yivle süslü iki paye taşımaktadır. Hıristiyanlık devrinin başlarında şehrin doğusundaki dağlardan su getiren kemerler, bu kapıya bağlanmıştır


Gümüşkesen Mezar Anıtı

Gümüşkesen mezar anıtı gri-beyaz mermerden inşa edilmiş olup toplam yüksekliği 8.45 m.dir. Arazinin eğimli olmasından dolayı anıtın doğu tarafı moloz taş ve harç karışımından elde edilen duvarla yaklaşık 1 m. yükseltilmek suretiyle düz bir platform elde edilmiş ve anıt bu düz alana oturtulmuştur.
Zemin katın içinde tavan levhalarını taşıyan dört paye ve bunların üzerine kuzey-güney doğrultusunda atılmış kirişler vardır. Payelerin silmeli sade başlıkları bulunmaktadır.
Zemin katın duvarları büyük ve düzgün yontulmuş mermer bloklarla inşa edilmiştir. Alt ve üst levhalar daha yüksek bunların arasında kalan blok sırası ise daha incedir. Anıt mezarın sütun kaideleri 0. 35 m. yüksekliğe sahip olup Küçük Asya-İon sütun kaidesi karakteri taşımaktadır. Üst yapısı basamaklı bir piramit görünümünde olan mezar anıtı M.S. 2.yy.’a tarihlendirilmektedir. Dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnasos’taki Mausoleum’un, küçük bir kopyası olduğu düşünülmektedir.

Su Kemerleri:

Milas’ın doğusundaki ovada uzanan iki katlı Su Kemerleri erken Bizans dönemine aittir. Kemerlerin inşaatında antik dönem mimari parçalar da kullanılmış. Bazı bölümleri halen ayakta olmakla birlikte büyük kısmı yıkılmıştır.

Camiler:

Kent merkezindeki Firuzbey Camii (Kurşunlu), Menteşoğulları döneminden kalan en önemli eserdir. Güneyi medrese odalarıyla çevrilidir. Kubbenin üst kısmı kurşunla kaplı olduğu için halk arasında Kurşunlu Camii olarak bilinir. Dışı Sodra Dağının mavi damarlı mermerleriyle kaplı olduğu için Gök Camii olarak da adlandırılır. Ters T planlı camilerin en güzel örneklerinden biridir. Hacı İlyas Camii, Orhan Bey zamanında 1330 yılında inşa edilmiştir. Son cemaat yeri ve dikdörtgen planı ile Batı Anadolu’nun en eski camilerindendir.

Çöllüoğlu Hanı:

1719 yılında Abdullah Efendi oğlu Hacı Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılan Han Çöllüoğlu adını, bu mekânı satın alan Tavaslı Hacı Mehmet Çöllüoğlu’ndan almaktadır. 1050 m²’lik bir alanı kaplayan Çöllüoğlu Hanı, tarihi boyunca Milas İlçesinin dini, ticari ve idari merkezi olarak görev yapmıştır. Milas’ın ticari ve idari merkezi olarak görev yapan Çöllüoğlu Hanı, ortası taş döşeli avlu ile avlunun etrafında yer alan çift katlı odalardan oluşmaktadır.  2010 yılında başlatılan ve Milas Belediyesi ve Muğla Valiliği ile ortaklaşa yürütülen Çöllüoğlu Hanı Restorasyonu  projesi tamamlanmıştır. Milas’ta tarihi mirasın tekrar kazanılmasına yönelik proje çalışmalarına Çöllüoğlu Hanı ile başlanmış, arasta ve çevresi de restorasyonun içine dahil edilmiştir.


Beçin

Bir dönem Menteşeoğulları Beyliğine başkentlik yapmış olan Beçin şehri, Türk kültürü ve tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Kent, çoğu 14. ve 15. yüzyıldan kalma eserleri ile erken dönem Batı Anadolu mimarisi hakkında değerli bilgiler vermektedir. Milas-Ören yolu üzerinde kentin 5 km. güneyinde, Milas ovasına hakim bir plato üzerindeki Mutluca (Beçin) Köyünde yer alan Beçin Kalesi Bizans dönemine tarihlendirilmektedir. Kale Menteşeoğulları döneminde onarılmıştır.Kaledeki asıl yerleşim 200 metre yukarıdaki iç kale bölümündedir. Beçin’de pek çok medrese, hamam, cami, han, zaviye, türbe kalıntısı vardır. Ayrıca kentten günümüze bir Bizans şapeli, Menteşeoğulları döneminden Karapaşa Medresesi, türbe, Ahmet Gazi Medresesi, Orhan Bey Camii, hamam, Bey Konağı, Bey Hamamı, Kızılhan, Yelli Camii ve medresesi gelen yapılar arasındadır.

Labranda

Milas’ın kuzeyindeki Kocayayla’da (14 km.) bulunan Labranda, Karialıların haç yeri olup, dağların üstünde kutsal bir alan olarak kurulmuş antik kentlerden biridir. Labraunda ile ilgili en erken bilgileri, antik çağın ünlü tarihçisi Heredot’dan ğrenilmektedir. Anadolu’nun güneybatısında yaşamış olan Karialılar için Labraunda oldukça önemli bir kült merkezidir. “Çift Baltalı Tanrı” Zeus Labraundos kültünün kökeninin, su kaynağı ve tapınak terasının hemen üzerindeki büyük kayaya dayandığı düşünülmektedir. Mylasa’dan (Milas) başlayan ve “Kutsal Yol” olarak adlandırılan 14 km uzunluğunda ve 8 m genişliğe sahip taş kaplamalı bir yol ile ulaşılan Zeus Labraundos’un kutsal alanındaki en eski buluntular M.Ö. 5. yüzyıla aittir.
M.Ö. 4. yüzyılda kente en parlak dönemini yaşatan Karia Satrapı Moussollos (M.Ö. 377-354) ve kardeşi İdrieus (M.Ö.351-344); Labraunda’yı bir aile kutsal alanı haline getirip, kutsal alanda her yıl 5 gün süren dinsel bayramların kutlanmasını geleneksel hale getirmişler. M.Ö. 355 yılında yapılan kutlamalar sırasında bir suikasten kıl payı kurtulan Moussollos, kentte büyük bir imar faaliyeti başlatmış, Zeus Tapınağı da dahil olmak üzere bir dizi anıtsal yapı yaptırmış.
Helenistik devirde (M.S. 3-1 yüzyıllar) sadece bir çeşme yapısı inşa edilmiş olan kutsal alanda; M.S. 1-2 yüzyıllarda Kuzey Stoa yeniden inşa edilmiş ve 2 hamam yapısı ile birkaç yapı daha eklenmiştir. M.S. 4. yüzyılda, yöre halkının Hıristiyanlığı kabul etmesi ile Doğu Propylon yakınında bir Bizans Kilisesi yapılmıştır. Yine M.S. 4. yüzyılda meydana gelen büyük bir yangın felaketi nedeniyle kutsal alan kült yeri olmaktan çıkmıştır. Günümüzde ise Milas’a kadar uzanan 8 metre genişliğindeki kutsal yolun kalıntıları, bir kaç yerde korunabilmiştir.
Labraunda’daki kazılar, 1948 yılında İsveç’in Uppsala Üniversitesi profesörlerinden A.W. PERSSON tarafından başlatılmış ve aynı Üniversiteden  Profesör Dr. Pontus HELLSTRÖM kazı başkanlığında tarafından devam ettirilmiştir, o tarihten itibaren dönem dönem devam eden kazılar en son 2014 yılında Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nden Doç.Dr.Oliver Can HENRY Kazı Başkanlığı’nda yapılmıştır.

Euromos

Milas İlçesi, Selimiye Mahallesi sınırları içinde yer alan ve doğusundaki Kızılbayır dağının eteklerine yayılan Euromos Antik Kenti, Milas’a yaklaşık 12 km. mesafededirRomalı yazar yaşlı Plinius tarafından “Eurome” olarak adlandırılan kent, daha erken dönemde Kyromos, Hyromos ve Hellenistik Dönemde de kullanılmış olan Europos isimleriyle de anılmıştır
Büyük İskender’in fethinden sonra Euromos Makedonya, Mısır ve Suriye kralları arasında el değiştirmiştir. Kent, M.Ö. 201-196 yılları arasında Makedonya Kralı V. Philippos’un denetimine girmiş ve kentin adı Philippoi olmuştur. M.Ö. 188 Apameia Anlaşmasıyla Karia’nın geri kalanı gibi Euromos Rodoslulara devredilmiştir. Roma İmparatorluk Çağı’nda gelişen ve bağımsız bir kent olan Euromos, Bizans Döneminde Mylasa piskoposluğu içerisinde varlığını sürdürmüştür.
Kentte ilk kazı ve restorasyon çalışmaları 1969-75 yılları arasında Ümit Serdaroğlu tarafından gerçekleştirmiştir. Yaklaşık 40 yıllık bir kesintiden sonra, 2011 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abuzer Kızıl başkanlığındaki bir ekip tarafından, yeniden başlatılmış ve çalışmalar halen devam etmektedir.
Kazı çalışmalarıyla elde edilen şimdiki veriler kentin Geç Geometrik Dönemden Bizans Dönemi’ne kadar kesintisiz bir biçimde yerleşime sahne olduğunu göstermektedir. Kentte, Zeus Lepsynos Tapınağı, kuzey ve güney nekropolleri, agora, tiyatro, hamam, surlar ve şapel görülebilecek başlıca kalıntılardır.Söz konusu kalıntılardan Zeus Lepsynos Tapınağı Anadolu’daki en iyi korunmuş tapınaklardan biri olması itibariyle dikkat çekicidir.

Iasos

Kentin yapılarını barındıran agora düzlük olan kısmında yer alır. Toplam açıklığı 107×87 metredir. Zaman içinde dört girişe sahip olan şimdiki girişi Bizans Dönemi’ne aittir. Bu alanda birden fazla döneme ait yapılar üst üste yer almaktadır. Bu dönemler Erken Bronz Çağı I’ den (MÖ 3300-3000)  Geç Bizans (MS 1261-1453) Dönemine kadar uzanmaktadır.
Agoranın ortasında çeşitli küçük kutsal yapılar ve sunaklar bulunmaktadır.  Alanın dört tarafını çevreleyen portikolar (stoa) M.S 2. yy.daki inşa faaliyetlerinden kalmadır. Kuzey ve Güney Stoalar çift portikoludur ve yer döşemesi mermerdendir.
Agoranın doğu saçaklığı boyunca uzanan çifte yazıt, geniş dikdörtgen alanı kesin bir şekilde agoranın bu günkü kalıntılarını MÖ 136-138 yılları arasında yani Roma Dönemi’ne tarihlendirir. Stoalarda bulunan dükkân yapılarına ait bloklar ile üst yapı elemanları bugün bile agorada görülmektedir.
Agorada farklı şu dönemlere tarihlenen yapılar ve yapılara ait farklı yapı evreleri bulunmaktadır:Bronz Çağ Yapıları,Geometrik Dönem Nekropolisi, Klasik Dönem(Çifte Baltalar Kutsal Alanı) ve  Geç Hellenistik Dönem.

Herakleia / Latmos

Günümüzde Milas-Söke Karayolu üzerinde yer alan Herakleia Kenti Antik Çağda Latmos Dağları olarak bilinen Beşparmak dağları sarp ve ormanlarla kaplı olup Latmos Körfezini çevirmektedir. Doğal güzelliği ile tanınan bu antik şehre aynı zamanda Latmos veya Latmia ismi de yakıştırılmıştır.
Latmos Herakleia’sı en parlak devrini Helenistik dönemde yaşamıştır. Özellikle deniz ticareti sayesinde çok zenginleşmiştir. Antik zamana tarihlenen kalıntıları Latmos Dağı’nın Bafa Gölü’ne uzantılarının bulunduğu yerdeki Kapıkırı Köyü ile iç içedir. Gerçekte, eski şehir bugünkü Herakleia’nın doğusunda dik bir yamaçta kurulmuştur. Şehrin sur duvarları M.Ö.287de Lysimachos tarafından genişletilmiş, uzunluğu 6.5 km.ye ulaşmıştır. Surlar 65 kule ile takviye edilmiştir.
Herakleia’nın tamamen terk edildiği yıllardan bir süre sonra M.S. VIII. yy.ın ilk yarısında Sina yarımadasından, Yemenden gelen Hıristiyan papazları burada bir takım manastır ve kiliseler yapmışlardır. Bu manastır ve kiliseler Latmos Dağlarından başlayarak körfeze ve Bafa Gölü üzerindeki adacıklara yayılmıştır.
1971 yılından bu yana bölgede çalışan Alman arkeolog Anneliese Peschlow’un Latmos Kaya Resimleri ile yolu 1994’te ziyaret ettiği bir köyde kesişmiştir. İnsanlığın gelişim tarihi açısından çok önemli olduğunu söyleyen uzmanlar bu resimlerin Anadolu’nun ilk aile tablosunu sembolik bir dille anlatıldığını ifade ederler.
Ayrıca resimlerde Avrupa’da bulunanlardan farklı olarak savaş figürlerinin bulunmadığı vurgulanmaktadır. Batı Anadolu’da benzerleri bulunmayan bu resimler, tarih öncesi resim sanatına olduğu kadar dönemin kadın-erkek ilişkilerine dair de bilgileri günümüze ulaştırmaktadır. Paleotik zamandan Neolitik zamana geçişi simgeleyen kaya resimlerinden 170 tane bulunmuştur.

Bafa Gölü

Gölün üzerinde iki ada bulunmaktadır. İkiz adalardan biri aslında tam ada değil, bir kumulla karaya bağlıdır. Gölün çevresi zeytinliklerle çevrilidir. Bafa Gölü’nde kefal, levrek, yılan balığı tutulmaktadır. Göldeki adalarda manastırlar, kiliseler mevcuttur. Bunlardan “Yediler Manastırı” en eskisidir.


Ören-Keramos

 

Bodrum-Milas yolu üzerinde, Beçin yoluyla ayrılan 45 km’lik asfaltla ulaşılan eski adıyla Gereme, yeni adıyla Ören Gökova körfezi kıyısındadır. Şehir merkezi kıyıdan biraz içeridedir. Ören’e Gökova/Akyaka köyünden 48 km’lik toprak yol ile Gökova körfezinin kuzey kıyısını geçerek, Kıran dağlarının görünümü önünde de ulaşılmaktadır. Ören Akyaka arasında antik Keramos kenti kalıntıları ziyaret edilebilmektedir.

 

Keramos’un adının anlamı çömlektir. Hellenistik çağda, Rodos egemenliği altında bulunan kent, bu dönemde kuzey komşusu Stratonikea ile bağlaşıklık imzalamıştır. İ.Ö. 129 yılında Roma’nın küçük Asya eyaleti içinde yer alan Keramos, bundan sonraki evrede önemini giderek yitirmiştir. Ören’in arkasında yer alan Meşekayası dağları üstünde sur duvarları günümüze gelmiştir. Surların alt kesimleri çokgen taş dizilerinden oluşurken, üst kesimlerde düzenli çizgi katları yapan duvar tekniği gözlenmektedir. Kayalık bir terasta yer alan ve halk dilinde Bakıcak diye bilinen yerde, kentin iki önemli tapınağı, 25 metreye varan uzunlukları ile görülürler. Kurşunlu yapı, taşları birleştirmek için kullanılan kurşun zıvanalardan bu adı almıştır. Güney ve batıda özgün biçimini korumuş olan bu güzel teras duvarlarının doğusu yıkılmıştır. Terasın üstündeki düzlemde ise Korint ve İyon düzeninde yapı parçaları bulunur. Söz konusu tapınak alanının olasılıkla Zeus Krysaoreus’a ilişkin olduğu ileri sürülmektedir.

 

Kasaba içinde bulunan Akyapı, Roma dönemine ilişkin büyük bir yapı kompleksidir. Gökova yoluyla gelenler, Ören’e ulaşmadan Meşekayası dağının arka kesimlerinde su kemerleriyle karşılaşmaktadır.


İncirliin Mağarası  

İncirliin Mağarası, Milas ilçesinin güneybatısındaki Manastır Dağı’nın Gökçeler kanyonuna bakan kuzey yamacında bulunmaktadır. Ülkemizin en güzel mağaralarından olan İncirliin Mağarası, içindeki jeolojik oluşumlar, tarihi kalıntılar, doğal çevresi ve turizme açılması için yapılan hassas çalışmalarla örnek bir mağara konumundadır.

Fosil bir mağaradır. Mağaranın gelişiminde belirgin bir fay etkili olmuştur. Altta bulunan şistler (karst taban yüzeyi) nedeniyle, bölgedeki jeomorfolojik gençleşmeye ayak uyduramayan mağara, fay ve çatlaklar nedeniyle kafesli bir yapıya sahiptir.

İncirliin Mağarası, son derece güzel ve ilginç dev sarkıt, dikit, sütun ve damlataş havuzları ile kaplıdır.

Hidrolojik olarak vadoz zonda bulunan mağara, yağışlı dönemlerde tavandan damlayan sular dışında bütünüyle kuru olma özelliği göstermektedir. Yağmur sularının tavandan damlaması sonucunda mağaranın çukur kesimlerinde sığ gölcükler oluşmuştur. Bu sığ gölcükler havuz olarak tanımlanmaktadır.

Genel olarak mağaranın giriş, Yarasa Galerisi, Havuzlu Salon ve Gösteri Salonu’nda bulunan damlataşlar kısmen fosilleşmiştir. Buna karşılık Damlataş Galerisi’ndeki sarkıt, dikit, sütun ve makarna sarkıtlarının oluşumu devam etmektedir.

Mağara girişindeki toprak zeminde ve mağara içinde çok sayıda prehistorik ve antik dönem arasına tarihlenen seramik parçaları bulunmuştur. Bu buluntular eski dönemlerde mağaranın kullanıldığını göstermektedir.  İncirliin Mağarası, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 27.02.2008 tarih ve 3807 Sayılı Kararı ile I.Derece Arkeolojik ve I.Derece Doğal Sit olarak tescillenmiştir.

İncirliin Mağarası turizme açılırken ekolojik dengenin bozulmaması üzerine projelendirilmiş ve projesine uygun olarak tamamlanmıştır.

Bu çalışmalar kapsamında mağaranın içinde yaklaşık 155 metre yürüyüş yolu düzenlenmiş, jeolojik oluşumlara zarar vermeyen aydınlatma, yürüyüş yolu ve güvenlik sistemleri kurulmuştur. Turizme açılan güzergâh daha da uzatılabileceği halde yapılmamıştır. Yapıldığı takdirde canlı yaşamı,  jeolojik oluşumlar vb. etkileneceğinden, turizme sadece 155 m. lik kısım açılmıştır. Bu güzergâh, yapılacak bilimsel çalışmalar neticesinde, uygun bulunması halinde uzatılabilecektir. Galerilerden Damlataş Galerisi’nde jeolojik oluşumlar devam etmekte, Yarasa Galerisi ise doğal yaşam alanı olması sebebiyle doğal hali korunmuştur.


Gökçeler Kanyonu

Muğla İli Milas İlçesi Gökçeler Mahallesi Mevkiinde bulunan Gökçeler Kanyonu, Karacahisar Mahallesi Suçıkan mevkiinden başlayıp, Gökçeler Mahallesine kadar yaklaşık 10 km. uzunluğunda eşsiz bir doğal çevreye sahiptir.  Kanyonda yer yer arkeolojik buluntulara rastlanmıştır. Gökçeler Kanyonu, Fesleğen Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırları içinde olup, asırlık zeytin, ceviz, incir ve çınar ağaçları, maki (sandal, sakızlık, akçakesme, defne) bitki örtüsü ve  kızılçam ağaçları ile kaplıdır. Kanyonun içinden Değirmen Deresi (Hamzabey Çayı) geçmekte ve yöre halkı eskiden bu çayın üzerinde 14 adet un değirmeni olduğunu söylenmektedir.  Bu değirmenlerden üç tanesinin kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Kanyon doğal hayatı içinde oklu kirpi, keklik, tavşan, üveyik, karatavuk, bıldırcın, çakal, tilki ve yaban domuzu gibi hayvanlar yaşamaktadır. Bu hayvanların yanı sıra kanyonda bulunan irili ufaklı mağaralarda cüce cinsi yarasalar yaşamaktadır.


Çökertme

Çökertme’nin adı antik Karia döneminde, Vasiliko olarak geçmektedir. Muğla İline 109 km., Milas ilçesine 52 km. ve Ören mahallesine de 17 km. uzaklıktadır. Çökertme mavi yolculuğa Bodrum’dan çıkan teknelerin ilk ya da son durak olarak vazgeçilmez koyudur. Çökertme sahili, denize girmek için tertemiz kum plajlara ve yatların geceleme yapabilmeleri için çok sayıda koya sahiptir.
Kaynak : http://www.milas.gov.tr

Milas Tanıtım Video

Yorum Kapalıdır.

Şehirdeki Mekanlar

Şehirde Mekanlar bulunamadı.

Şehirdeki Etkinlikler

Şehirde Etkinlik bulunamadı.


Tüm Hakları Saklıdır.